Balzac’ın Başlıca Kitaplarının Özetleri



                     Honore de Balzac

Eugenie Grandet

Varlıklı ama hastalık derecesinde cimri, bağnaz baba Grandet, zenginliğinin mirasçısı olacak diye kızı Eugenie ile evlenmek isteyenleri geri çevirir. Yeğeni Charles’ m gelişi olayları hızlandırır. Bu güzel delikanlıya tutulan Eugenie, sevilip mutlu olmayı umarak sevdiği gence varını yoğunu verir. Charles’ın Cava yolculuğundan önce birbirlerine aşk andıyla bağlanırlar. Yıllarca sevgilisini bekleyen genç kız insafsız babasının ölümünden sonra paraya kavuşursa da başkasıyla evlenmeye kararlı Charles’ın vefasızlığı üzerine onun borçlarını ödeyerek aşksız bir evliliğe boyun eğer. Balzac eserini “zehirsiz, hançersiz ve kansız bir kentsoylu ağlatısı” diye niteler.

Ayrıca, dostları arasında sohbet ederken “Gerçeğe dönelim baylar Eugenie Grandet kiminle evlenecek?” demiş olması ünlüdür. Eserin dilimize üç ayrı çevrisi N, Baydar (1937, 1945, 1958), Tahsin Yücel (1961, 1968), Vahdet Gültekin (1967, 1968, 1969) birçok kez basıldı.

Goriot Baba

Tutku düzeyindeki evlat sevgisinin mutsuzluğa götürdüğü Goriot Baba, bütün varını sosyete yaşamına düşkün kızları yolunda harcadığı halde onlardan hiçbir yakınlık, sevgi, sevecenlik, saygı yaklaşımı görmeden ömrünü bir pansiyon köşesindeki yalnızlık içinde ölümle noktalar. Babalık sevgisiyle görevinin simgesi olan Goriot Baba, nankör ve kalpsiz kızlarının yalancı değerler yolunda yaşam ve onurlarını boşuna harcadıklarının bilincinde de değildir. Romanın öteki kişileri Eugene de Rastignac, pansiyoncu kadın Mme. Vauquer, yaşam sınavlarından geçmiş eski mahkûm Vautrin.

Konusu 1819’larda geçiyormuş gibi gösterilen eser elli yıldan bu yana birkaç kez Türkçeye çevrildi: Haydar Rifat (1934), Nahit Sırrı Örik (1943, 1954, 1961), Nasuhi Baydar (1961, 1967), Gülşen Üretürk (1968), Cemal Süreya (1969).

 Köy Hekimi

Yazarın “Kır Yaşamından Sahneler” dizisinde yer alan eser, kendini çekildiği bir taşra köşesinin insanlık hizmetine adayan hekim Benassis’in tek başına yarattığı iyilik, sağlık, dürüstlük dünyasını yansıtır; Dauphine kasabasının, ülkücü ve bağışlayıcı bir aydın gücüyle nasıl feraha çıktığını sergiler. Eserdeki Napolyon portresi, bir yandan Fransa’nın eski şeref günlerine duyulan özlemi dile getirir; bir yandan İngiliz yazarı Thomas Carlyle’ın (1795-1881) “insanlığın gelişimi büyük adamlarla, kahramanlarla gerçekleşir” savını kabul eder gibidir.

Tılsımlı Deri

Yaşlı bir antikacının armağan ettiği sihirli bir deri ile bütün isteklerine kavuşurken ama bu arada yaşamını yitirmekte olan Şair Raphael’in kişiliğinde, insanlığın büyük sorunlarını yoklar. Ölüm günümüzü kesinlikle bilseydik daha mı çok mutlu olur, yoksa yaşadığımız zamanın bile tadını yitirir miydik? Başlangıçta canına kıyma kararında olan roman kahramanı, tılsımlı derinin sağladığı bolluk, rahatlık, keyif, lezzet dilimlerinden sonra niçin aynı kararda rahat edemez? İntihar bir kurtuluş mudur, ölümü beklemek nasıl bir azap?

Önce Hamdi Varoğlu’nun yaptığı çeviri yayımlanmıştı (1940), ardından Hayri Esen’in (1965), Vahdet Gültekin’in çevirileri de çıktı (1968). Fransa’dan başlayarak 1909-1960 arasında çeşitli yerlerde altı kez filmi çekildi,

Vadideki Zambak

Bir taşra kentindeki balo gecesinde tanıdığı Kontes Mortsauf ile sevişen Felix de Vandenessc, başkente gidişinde yeni ilişkilerin içine düşer (Markiz Dubley), Tours’da bıraktığı mutsuz sevgiliyi unutur. Gerçek yaşamı çeşitli zorluklarla dolu olan Markizin acı ölümünü, roman kahramanı, neden sonra öğrenip üzüntüye kapılırsa da yapılacak hiçbir şey yoktur.

Balzac’ın özyaşamsal gerçeklerine dayanan bu ilişki, genç yazarla 1815’te tanışan Laure de Berny’ nin (1777-1836) yaşamının bir parçasıdır. 16 yaşında evlendirilmiş bahtsız bir genç kızken dokuz çocuklu bir ana olan Laure de Berny ile Balzac 1822′ de cinsel birleşmeye dayalı yakın bir ilişkiye girdiler; sevgilisi, yazarı her bakımdan destekleyerek ona yararlı oldu. Ölümüne kadar süren bu ilişkinin kadın kahramanı, Balzac için, her zaman bir kutsal anı olarak La Dilecta diye anılıp sevildi.

Eser Türkçeye birçok kez çevrildi. Nahit Sırrı Örik (1941), Cevdet Perin (1945), Tahsin Yücel (1962), Talip Oğuz (1965), Vemal Süreya (1968), Vahdet Gültekin (1970). İlk basımları gösterilen bu çevirilerin hepsi birkaç kez basıldı.