Eretna Devleti Hakkında Kısa Bilgi


Tüm dijital fotoğraf makinesi fırsatları için tıklayın !


ERETNA DEVLETİ

Orta Anadolu’da merkezi önce Sivas, sonra Kayseri olan Türk beyliği (1335-1381). Beyliğin kurucu­su Uygur kökenli Eretna, ilhanlı devletinin Anadolu genel valisi Timurtaş’ın hizmetindeydi. Babası Çoban Noyan’ın idamı üze­rine Kahire’ye kaçan Timurtaş, Anadolu’ nun yönetimini kayınbiraderi Eretna’ya bı­raktı. Timurtaş’ın yerine Anadolu valiliği­ne atanan Büyük Şeyh Hasan’ın da yar­dımcılığını yapan Eretna, ilhanlı hüküm­darı Ebu Sait Bahadır Han’ın ölümü üze­rine (1335) Mısır memluk hükümdarı Me­lik Nasır Muhammet’e bağlandı. Azerbay­can’da durumunu güçlendiren ve Eretna’ dan kendisine itaat etmesini isteyen Ti­murtaş’ın oğlu Küçük Şeyh Hasan’ı yen­dikten sonra, “Alaettin” adıyla sultanlığı­nı ilan etti (1344). Önce Sivas, ardından da Kayseri’yi başkent yapan Eretna; Er­zincan, Ankara, Tokat, Amasya, Samsun, Niğde, Amasya, Niksar, Karahisar’ı kap­sayan geniş bir alanda egemenlik kurdu, iyi yönetimi dolayısıyla “Köse peygam­ber” diye anıldı. Ölümü üzerine (1352) ye­rine geçen oğlu Gıyasettin Mehmet, ayak­lanan veziri Ali Şah’ı Memluklar’ın yardı­mıyla yendi (1364). Ancak, Amasya emiri Hacı Şadgeldi’nin kışkırtmasıyla hareke­te geçen beyler tarafından Kayseri’de öl­dürüldü (1365) ve yerine çocuk yaştaki oğlu Alaettin Ali getirildi. Bu durumdan yararlanan Karamanoğulları Niğde ve Ak­saray’ı ele geçirdiler. Gene Karamanoğulları’nın ele geçirdiği Kayseri’yi geri alan Kadı Burhanettin’i vezir atayan (1378) Ali Bey ölünce (1380) devletin başına yedi ya­şındaki oğlu Mehmet getirildi ve Şebinka­rahisar valisi Kılıç Arslan ona naip atan­dı. Ancak, Kadı Burhanettin, çok geçme­den Kılıç Arslan’ı öldürerek naip sıfatıyla yönetime el koydu. Bir süre sonra da Mehmet Bey’i tahttan uzaklaştırıp Eretna devletine son verdi (1381).

Selçuklulardan ayrı, yeni bir üs­lup geliştiren Eretnalılar’dan kalan yapılar arasında özellikle kümbetler dikkati çeker. Kırşehir’deki Âşık paşa türbesi (1322) ba­kışıksız mimarisi ve bezemeleriyle, yenilik­lerle dolu bir örnektir. Mermer kaplı uzun cephede, yana kaydırılan kapının alınlığı istiridye motiflidir. Sivas’taki Güdük minare kümbeti de (1347) anıtsal yapılardan bi­ridir. Kesme taştan kümbette, kare kaide­den silindirik gövdeye geçiş, tuğladan üç­genlerle sağlanmış, tuğla araları firuze çi­nilerle doldurulmuştur. Mazgal dişli duvarlarıyla kaleyi andıran, Kayseri dışındaki Köşk medrese (1339), revaklı bir avluyla giriş eyvanının yanlarında yer alan tonoz­lu odalardan oluşur. Avlu ortasında yük­sek kare kaide üzerinde sekizgen gövde­li, piramit biçimi külahlı kümbet vardır. Kent dışındaki sağlam ve dışa kapalı medresenin, aslında bir ribat olduğu sa­nılmaktadır. Kayseri’de bu dönemden kal­ma öteki kümbetler de (Sırçalı kümbet, Alicafer kümbeti, vd.) yalın çizgileriyle Selçuklu kümbetlerinden ayrılırlar. XVIII. yy.’da yandıktan sonra düz çatıyla örtülen Niğde Sungurbey camisi (1335).

Doğu ve Kuzey taç kapılarıyla, mihrabındaki değişik ve ge­lişmiş üsluptaki taş işçiliğiyle dikkati çeker. Her iki kapının alınlıklarındaki gotik üslup­ta, şebekeli, yuvarlak pencereler ve mih­rabın köşe sütunlarındaki başlıklar Selçuk­lu geleneğinden farklı özelliklerdir. Ayrıca Doğu taç kapısının çifte minareli oluşu da ilgi çeken öğelerdendir.

 

kaynak:Büyük Larousse Ansiklopedisi-Milliyet Yayınları