Göktürk (orhun) yazıtları hakkında bilgi


Tüm dijital fotoğraf makinesi fırsatları için tıklayın !


GÖKTÜRK ya da ORHUN YAZIT­LARI

Göktürkler döneminden kalma, Türk edebiyatının ilk yazılı örnekleri olan yazılı taşlar (Orhun Abideleri). Eski Çin kaynaklarından dikilmiş ol­dukları öğrenilen bu yazılı anıtlar üze­rine ilk bilgiyi, Sibirya tutsaklığından dönen İsveçli Subay Strahlenberg’in kitabı verir (1722). Yazıtların, fotoğ­raflarını çeken ve kopyalarını çıkaran bilim adamları önce Çince bölümlerin çevirilerini yaptılar. Sonunda 1893’ten başlayarak Türkçe yazının çözüm yol­larını bulan Türkolog Thomsen (1898) ve Radloff, metinleri okumayı başar­dılar.

Adı  takılan ırmağın eski akış yeri do­laylarında (Koşa Çaydam) bulunduğu için Orhun (Orhon) Kitabeleri, devlet­lerinin güçlü zamanlarında hazırlandı­ğı için Göktürk Yazıtları diye anılan bu anıtların ikisi, 732’de Kültigin (Gültekin) ve 735’te Bilge Kağan adla­rına dikilmiş, 3.75 m yüksekliğinde, dört tarafı da yazılı, ayrıca baş tarafla­rında Çince bir bölümü de bulunan di­kili taşlardır (birbirine 1 km uzaklıkta­dır). Kültigin yazıtı yıpranmamış, okunabilir bir durumdadır. Çok yerde iki yazıtın metinleri ortak olduğu için birbirini bütünleyerek birlikte çözül­müştür. İkisi de Bilge Kağan ağzın­dan, kısa bir tarih özetiyle başlayarak çağın olaylarını anlatır, savaşları ve zaferleri sıralar, buduna (ulusal) öğütler ve dileklerle bir söylev niteli­ğini kazanır. İdeogramlardan (düşün­celeri sesle değil, resim ve benzer işa­retlerle gösterme yöntemi) doğduğu için özgün bir Türk yazısı olduğu ileri sürülen, bazı bilginlerce rünik (Ger­men) kaynağa bağlı az kullanılmış bir alfabe olduğu sanılan Göktürk alfabe­siyle yazılı bu taşlar, günümüzden 1200 yüzyıl önceki en eski Türkçe metinler olarak yazılı edebiyatımızın ilk tanıklarıdır.

Bu yazıtlarda Tanrı so­yundan olduğuna ve Tanrı buyruğuyla başa geçtiğine inanan kağan, budunun yoksul ve güçsüz döneminde kağanlı­ğa geldiğini belirterek onlara kazan­dırdığı ganimet, yağma, zenginlik ve savaşçı olanaklarıyla değerini övgüyle onaylatma dileğindedir. Ayrıca işlenen başlıca düşünceler şunlardır. Hükümdarlığı zamanında kazanılan savaş za­ferleriyle övünç: Tolis, Tarduş, Tab- gaç, Dokuz Oğuz, Kırgız, Oğuz Tatar, Kıtan, Tatabı… boylarıyla çatışmaların anıları; Çin’e fazla yaklaşmama, onun zenginlik ve uygarlık ürünlerine değer vermeme konusunda budunun öğütle­ri; bağımsızlık ve özgürlük koşulları­nın, özgün benlik, dil ve varlığın, an­cak Ötügen bölgesinde kalmakla sağ­lanabileceği konusunda uyarıları; Türk Tanrısı’nın Türk ilini koruduğu konu­sunda kesin inancın tekrarlan; kağan­lığın kurtuluş ve kuruluşunda emeği geçen yiğit Kultigin’in savaş anılarının öyküsü; Çin sanatçılarının ilgi ve emekleriyle dikilen “Bengi Taş”ın ya­zılma nedeni olarak kazanılmış zengin ve varlık öğelerini hazırlatma.

Kültigin anıtında doğal bir sevginin acısıyla insanca konuşan, alçakgönül­lü ve içten davranan Bilge Kağan, ölen kardeşini ve onun yas törenini ayrıntılarla anlatır; gerçekçi ve hak tanıyıcıdır. Kendi adım taşıyan yazıtta, gücünü artırmış bir kağan olarak Kültigin’in adını anmaz. “Gökte yaratılmış Türk Bilge Kağan” diye söze başlar; yalnız kendinden söz eder, aynı tarih olayları özetini kişisel yeteneklerine ve gücüne bağlayarak açıklar. 725’te dikildiği sanılan Vezir Tonyukuk yazıtı (Ulan Bator’un 66 km gü­neydoğusunda) onun ağzından Çin’e karşı girişilen bağımsızlık savaşını ve kısa yaşamöyküsünü anlatır. Çin ege­menliği altındaki kara günlerin anısıyla başlayan yazıt, “Ağaçta, taşta kal­mış yedi yüz kişinin…”, “geyik yiye­rek, tavşan yiyerek yaşadığı”, budu­nun boğazının tok olduğu bir dönem­den başlayarak savaş özetlerini verir ve “ülke gene ülke oldu, budun gene budun oldu, ben yaşlandım. Türk Bil­ge Hakan ülkesine bu yazıtı yazdır­dım, ben Bilge Tonyukuk” diye biter (1.5 m yüksekliktedir).

Aynı yüzyılda dikilmiş Ongin yazıtı, varlıkları ve güçleriyle övünerek adlarını yaşatmak isteyen bazı Türk beylerine aittir; çoğu bulundukları yerlerin adlarıyla tanınır­lar. çağın inançlarına uygun olarak di­kilmiş başka yazıtlara rastlanırsa da edebiyat değerleri olmadığı için yal­nızca yazılı Türkçenin birer belgesi olarak değerlendirilmeleri gerekir.

kaynak:Alfabetik Okul Ansiklopedisi -GÖRSEL YAYINLAR 1998