Şub 21 2012
mehmet akif ersoyun hayatı ve eserleri hakkında bilgi
Mehmet Âkif Ersoy,
şair (İstanbul 1873-ay.y. 1936). Babası Fatih müderrislerinden İpek’li Hoca diye tanınan Mehmet Tahir Efendi’den güçlü bir din eğitimi alarak yetişti. Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenmeye çaba harcadı. Babasını yitirince (1888) Halkalıdaki Baytar Yüksek Okulu’na yatılı öğrenci olarak girdi. Okulunu birincilikle bitirdiği yılın (1894) hemen ertesinde şiir yayımına da başladı (1895, Mektep dergisi). Görevi gereği değişik geziler yaptı, yurt gerçeklerini yakından gözledi, ikinci Meşrutiyet’t en (1908) sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. Darülfünun’da (İÜ) edebiyat müderrisliğine atandı.
Sırat-ı Müstakim (1908), 8. ciltten somaki adıyla Sebilü’r Reşat (1912) dergilerinin baş yazarlığını yaptı, şiirlerini yayımladı, İslâm birliğini amaçlayan düşüncelerini nazımla da dile getirdi, ilk kitabı da bu yıllarda çıktı: Safahat (1911). Mısırlı yazar Muhammed Abduh’un (1849-1905) etkisinde dinsel-ulusçü bir tutum edindi, onun yazılarını da çevirdi.
Şiirlerinde dile getirdiği inancı (Süleymaniye Kürsüsü’nde, 1912; Hakkın Sesleri, 1913) cami vaazlarında da yaymayı amaç edindi; birkaç aylık bir geziyle Mısır’ı Medine’yi gördü; yeni uyanmaya başlayan ulusçuluk (Türkçülük) görüşüne ümmetçilik açısından sertçe karşı çıktı.
Almanya’nın çağrılısı olarak yaptığı Avrupa gezisi de (1914) iki uzak dünyanın değerlerini karşılaştırma fırsatını yarattı, bu izlenimleri Hatıralar (1917) kitabındaki şiirlerle açıkladı. 1920 Mayısında Burdur mebusu olarak birinci Millet Meclisi’ne katıldı, vaazları bastırıp yayıldı, ödül almama koşuluyla yazmayı kabul ettiği İstiklâl Marşı (2 Mart 1921) Meclis’in 25 Mart 1921 tarihli toplantısında milli marş kabul edildi. İslâm Birliği ülküsüne uzak düşen ulusçu eylemler karşısında kırgınlıklar duydu, zaman zaman gittiği Mısır’ı yaşamasına daha uygun bularak Abbas Halim Paşa’nın konuğu olmayı kabul etti, sözleşmeyle giriştiği Kuran çevirisini bitirmedi.
Kahire’de öğretim görevleri aldı, ailesini yanma getirtti, Sebilü’r-Reşat’ta aralıklarla tefrika ettiği (1919-1923) uzun şiiri Asım’ı bastırdı (1924). Yurt özlemi, yalnızlık, kırılmış umutlar, ulaşılmamış ülküler Mehmet Akif i o kadar yormuş, bezdirmiş olmalı ki 1926-1930 arasında yalnızca üç kıt’a yazmış olduğu belirtilir. Ömrünün son aşamasında son eser kalıntılarını bir araya getirdi: Gölgeler (1933). Bu yedi kitap, bazı önsöz ve açıklamalar, yaşam ve kişiliğini belirten yazı ve kitaplarına girmemiş şiirleriyle birlikte damadı Ömer Rıza Doğrul tarafından tek eserde toplandı: Safahat (1943, 18. basım 1984). 1935, karaciğer hastalığına çareler arayış yılı oldu. Lübnan-Antakya-Mısır duraklarından sonra 1936 Haziranında Türkiye’ye döndü, hastane bakımına karşın ancak birkaç ay yaşayabildi (27 Aralık 1936), mezarı Edirnekapı Şehitliği’ndedir.
Türk aruzunun ustalarından biri olan Akif, tutucu çevresinin, dinsel dünya görüşünün, İslâmcı etkilerin ve İslâm Birliği’ne bağlanmış olmasının iz ve etkilerini sonuna kadar taşıdı. Gerçekçi gözlemleriyle pek çok güncel olayı ustaca şirine taşıdı, kıta’ları dışında süreklilikle düz kafiye kullanarak halk diliyle yazdı. Yine de Mehmet Akif Ersoy; eseri ve yaşamındaki vazgeçmez ülkücülük Türk-İslâm karakter özü, ömrünü bağladığı inancın ardında ısrarla yürümesi, gerekli mücadelelere vaktinde katılması yüzünden (milli marş şairi olması) ayrıcalıklı bir yer kazandı, ulusunun sevgi ve saygısında yüceldi.
kaynak:Alfabetik Okul Ansiklopedisi -GÖRSEL YAYINLAR 1998





