halk edebiyatı ve genel özellikleri hakkında bilgi

Tüm dijital fotoğraf makinesi fırsatları için tıklayın !


HALK EDEBİYATI,

İslâm uygarlığı etkisindeki gelişen Türk Edebiyatı’nın halk kaynaklama dayanan ürünlerinin tümü yüksek zümre edebiyatına karışık halk arasın­da doğup yayılan sözlü edebiyat.

  • Bu, iki edebiyat, Anadolu’da yaşayan Türk -İslâm halkının eseri, orta devre Türk Edebiyatı’nın birer kanadı, ümmet ça­ğının ürünüdür.
  • Bu yüzden kuralları iyi bellenen bu edebiyatları yüzyıllarca aynı ölçülerin tutarlığı içinde incele­mek olanak içindedir ve Halk şiirinde manzume, parça parça, nazım birimle­rinin bütünlüğü sağlanmak amacıyla ağırla ani asıl olan beyit ya da dörtlüğün, kendi içinde tam bir bütün oluşudur.
  • Bunların ölçü ve uyak benzeşmesiyle bir araya getirilişi manzu­meyi ortaya çıkarır.
  • Bu bakımdan her iki edebiyatta da planlı bir kompozis­yona rastlanmaz. Onun için de her iki edebiyatın ürünleri nazım şekillerine göre ad alırlar, özel başlık taşımazlar.
  • Yaşama ve gelişme umutlarım devlet merkezinin koruma ve esirgemesinde gören bilim-sanat-hukuk-edebiyat adamları kapıkulu amacında birleşerek, “Havas” nitelikleriyle halktan ayrılıp uzaklaşır, dil, edebiyat, beğeni ve ya­şama biçimleriyle yaklaşılmaz bir üst kat sınıfı yaratınca kasaba, köy-oba- kışla topluluklarında küçük ve dar bir toplumsal çevre yaşamı sürdürülürken halkın (kara budun) içgüdüyle korudu­ğu eski gelenekler fazla değişmeden sürer; halka dönük tekkelerle Anadolu insanını kendine çekmeye çalışan Şii- Alevi inancının yığınlara yönelen sesi, başarıya ulaşmak için, çoğunluğa, onun dili, beğenisi, ölçüsüyle ulaşmayı amaç edinince İslamlık önce Türk şiir geleneği yeni bir amaçla diriltilmiş, olur:
  • Yığınların ana dili olan Türkçe konuş­ma aracı olarak kullanılmaktadır. Böy­lece, sonradan yazıya geçirilecek nice sözlü ürün, halkın ortak emek ve beğe­ni katkılarının birikimi olarak kuşaktan kuşağa belleklere bırakılır.
  • Top­lumsal bir değerler birikimi halinde sözlü edebiyat, halkın gereksinimlerini karşılayan iki kaynağın verimleri ola­rak yerleşir:
  • Anonim edebiyat ürünleri (folklor) ve ona yaslanarak eski ozan­lık geleneğini sürdürecek halk âşıkları, saz şairleri. Kültür anlaşmazlığı yü­zünden aydın azınlık ile halk yığınları­nın kesinlikle birbirinden ayrıldığı za­manın zorunlu verimi olan Halk Ede­biyatı tanımı içine bu yüzden hem anonim-ürünlerin hepsi, hem halkın içinde yetişmiş, onun geleneğini sür­dürmüş belli, kişilerin (âşıklar, saz şa­irler) eserleri girecektir.
  • Doğuşu da, yaşaması da halkın emeği ve çabası ile gerçekleşen, bir ulusun geçmişinin bütün anılarını sürdüren ortak (kollektif) ve yaratıcıları bilin­mez (anonim) bütün ürünlere folklor (çeşitli kullanımlarda: Hikmet-i avam, halkiyat, halk bilgisi, halkbilim) denir. Folklor ürünleri başlangıçta kişisel bir yaratış olarak doğabilir. Ama halka mal olarak, onun bilinç ve belleğinde saklanarak uygulamada da ortakça kullanılarak zamanla folklor verimli haline gelir.
  • Dil ve edebiyat alanında karşılaşılan folklor ürünleri şunlardır: Atasözleri, deyimler, tekerlemeler, bilmeceler, masallar, ninniler, ağıtlar, türküler, se­yirlik oyunları, çocuk oyunları, mani­ler, destanlar, halk hikâyeleri, karagöz, ortaoyunu, meddah eserleri.
  • Yalın ve açık bir Türkçeyle söylenmeleri;
  • Hece ölçüsüyle, genellikle yarım ve cinaslı uyaklarla, dörtlük birimleriyle biçim­lenişleri;
  • Yerli yaşantıyı yansıtıp ya­bancı etkileri taşımayışları;
  • Halk yaşa­mının gereksinimlerini karşılayışları başlıca özellikleridir.
  • Genellikle bent denen birimler (Halk Edebiyatı’nda değişmez bent, dörtlük­tür) bağımsız bir bütündür; onların sı­ralanışını yalnız uyakların düzeni ve – kişisel ürünlerde de- yaratıcısının adı­nın geçişi ayırır.
  • Kerem ile Aslı, Aşık Garip, Köroğlu… Gibi halk hikâyelerin nazım-nesir karışık bir anlatım vardır;
  • Başka söylentiler halinde birbi­rinden ayrılarak değişik bölgelerde uzaklaşan konu ve biçim özellikleri ta­şırlar.
  • Bütün halk şairleri, bu tür ano­nim ürünlerin bir saklayıcısı, taşıyıcısı, ileticisi olarak görev yapar; meraklıları cönk’lere yazarlar.
  • Tekke şeyhi ve derişi (mürşid ve mürid) halka dönük aydın tipidir.
  • Din ve tasavvuf konula­rını, büyük bir coşku kaynağı olabile­cek Tanrı ve insan sevgisi yanından iş­leyerek geniş yığınlara açılan bu ede­biyat; bilinçli bir davranışla önce dil sorununu çözmüştür: Anadolu halkına, Anadolu Türkçesiyle seslenmiştir.
  • Tekke ve tasavvuf şiirinde yalın bir konuşma ve çağrı dili, yer yer din ve felsefe kavramlarıyla dolar. Doğruyu, gerçeği, iyiyi, gerekeni aşılamak ama­cıyla toplumsal birer nitelik kazanan bu sanatçılar,
  • Divan ve Halk edebiyatı arasındaki bir orta yolun olanakları kullanmışlardır.
  • Halka dönüklüğü bakı­mından bozulmamış gelenek, Bektaşi tekkesini yaşatır. Bu açıdan en çok bi­linenler Bektaşi şairleridir. Zamanla yeni bir şair kişiliği katılır.
  • İlk temsil­cilerine 16. yüzyılda rastlanan ve ge­nel olarak âşık diye adlandırılan bu halk sanatçıları, hem şiir söyleyip ya­ratarak, hem belleklerindeki edebiyat ürünlerini yayarak, hem öyküler anla­tımında görev alarak halfan içinde çok yanlı bir etki kazanmaktadırlar.
  • Saz şairi, âşık, halk şairi halk içinde yetişen; özel kültür kurumlarında bir öğrenimden geçmedikleri için yete­neklerine bağlı kalan; köy-kasaba-oba toplumlarında saz çalarak şiir söyle­yen; yaşadıklarına ve bulundukları or­tamın sorunlarına tanıklık eden sanat­çılardır. Asker ocaklarında, sınır kale­lerinde, kasaba esnaflığının dar geçim koşullarında, çiftlik işlerinde, göçebe oymaklarında, köy çevresinde doğup yetişen, usta edindiği bir sanatçının hizmetine giren ve ezbere dayanan bir yöntemle dilden dile dolaşan şiirleri belleğine alan halk sanatçısı; bir yan­dan ortak folklor ürünleriyle, bir yan­dan tanımak fırsatını bulduğu başka halk sanatçılarının eserleriyle beslenir.
  • Sazcılığının yanına sözcülüğünü de katarak kültür merkezleri dışında ka­lan yurt yaşamının sesi olmaya başlar. Halk içindeki inanış geleneği, aşıkla­rın, “uyanma” dönemlerinde “Pir” elinden bir “dolu” içtikleri, o günden başlayarak aşk ve şiir yoluna ömür koyduklarıdır. Bu saygı ve inanış ha­vası; saz şairlerinin müzik ustalığı, söz yarışmaları, duruma göre hemen şiirler yaratı vermeleri gibi esin güçleriyle birleşince aşıkların toplum hayatındaki büyük etkilerini belirlemelidir. Saz şa­irleri içinde bulundukları toplumsal koşulların, işlerinin ve uğraşlarının egemen niteliklerini kazanır; gelenek içindeki icracılık görevlerini yaparlar­ken, kişisel özelliklerini ortaya1 koyan şiirler söylerler. Bu açıdan, daraltılmış bir ayırımla, onları en az beş kümede sınıflandırmak ve işledikleri konulan bu etkiler açısından incelemek doğru olur.

Devamı