tasavvuf felsefesi nedir

TASAVVUF FELSEFESİ

TASAVVUF, evrenin tümünü Tanrı­nın görünümü  sayan din felse­fesi; vahdet-i vücud (varlık birliği),kamutanrıcılık. Dinsel düşünce Allahın yaratan (hâlik), insanın yaratık (mahlûk) oluşuna, kulluğun Tanrı buy­ruklarına inanıp boyun eğişine bağlı­dır; yani Tanrı başka bir güç kaynağıdır, evren onun yarattığı bir üründür. Çeşitli gereksinimlere cevap veren tasavvuf felsefesi ise ya­ratanla yaratılanın ayrılığına değil, Tanrı ile evrenin birliğine dayanır. Ev­renin tümünü Tanrı’nın görünümü sayarak Ehl-i Sünnet’ten temelde ayrılır. Uzun tartışmalara yol açan bu ayrılık-evren ve doğa dışında bir Tanrı’nın bulunamayacağı düşüncesi, mad­deci: Tanrıtanımaz bir sonuca ulaştırı­labileceği için-tasavvuf felsefesi içinde de çeşitli bölünmeler yaratmıştır. Ta­rik, tarikat Arapçadır ve yol anlamına gelir. Sûfilere (mutasavvıflara, tasav­vufa inananlara) göre insanın (eşref-i mahlûkat: Yaratılanların en şereflisi), başlıca görevi, ülküsel katlara ulaşma­ya çalışmaktır. Bu konuda tarikatlar pek çoktur… Ama hepsinde müride manevî yolculukta önderlik eden şey­he mürşîd (irşâd eden) denir… Aslı tekye olan ve Farsçada dayanmak, da­yanılacak yer anlamlarına gelen söz, tekyegâh diye de kullanılır. Derviş (Farsça yoksul anlamında: tasavvuf ehli, varlıktan geçmeyi şiar edindikle­rinden bu adla anılırlar) denen tasav­vuf ehlinin toplandıkları, zikrettikleri, kendilerince kararlaşmış töreyi yerine getirdikleri yapı ve müştemilatına bu­nun için tekke denir. Dergâh, hânikah, zâviye can ve mal güvenliğinin, kalmadığı, Anadolu halkının umarsız­lıktan ne yapacağını şaşırdığı 13. yüz­yılda dinsel inançların yanı sıra tasav­vuf felsefesini yayan düşünürler halka sığınacak yerler sağlamış olurlar. Böy­lece bir eylem, yaşama ve bilgelik de­ğeri taşıyan tasavvuf; daha iyi insan olmanın yollarım, ruh dirliğini sağla­malım gereğini, daha yüksek bir insan­lık düzeyine eriştikten sonra dünyaya dönüşü aşılayan ilkeleriyle toplumun gereksinimlerine cevap verir.

Ortaçağ karanlığı içinde tasavvuf fel­sefesinin yarattığı ışığın, Avrupa’da Rönesans la başlayıp gelişecek olan in­sancılık (hümanizm) görüşüne vakitli bir başlangıç olduğu ortadadır. Türkçe yazmadığı için yerindiğimiz Mevlâna’ nın yanı sıra Anadolu halkının sevgi, eşitlik, haksayar bir düzen, insan de­ğerliliği, mutluluk, kardeşlik gereksi­nimlerine cevap veren Yunus Emre, bu yüzden bir hümanizm müjdecisi olarak anılmakta, tasavvuf ürünlerine de aynı değerle yeniden bakılmaktadır

Devamı