tasavvuf felsefesi nedir


Tüm dijital fotoğraf makinesi fırsatları için tıklayın !


TASAVVUF FELSEFESİ

TASAVVUF, evrenin tümünü Tanrı­nın görünümü  sayan din felse­fesi; vahdet-i vücud (varlık birliği),kamutanrıcılık. Dinsel düşünce Allahın yaratan (hâlik), insanın yaratık (mahlûk) oluşuna, kulluğun Tanrı buy­ruklarına inanıp boyun eğişine bağlı­dır; yani Tanrı başka bir güç kaynağıdır, evren onun yarattığı bir üründür. Çeşitli gereksinimlere cevap veren tasavvuf felsefesi ise ya­ratanla yaratılanın ayrılığına değil, Tanrı ile evrenin birliğine dayanır. Ev­renin tümünü Tanrı’nın görünümü sayarak Ehl-i Sünnet’ten temelde ayrılır. Uzun tartışmalara yol açan bu ayrılık-evren ve doğa dışında bir Tanrı’nın bulunamayacağı düşüncesi, mad­deci: Tanrıtanımaz bir sonuca ulaştırı­labileceği için-tasavvuf felsefesi içinde de çeşitli bölünmeler yaratmıştır. Ta­rik, tarikat Arapçadır ve yol anlamına gelir. Sûfilere (mutasavvıflara, tasav­vufa inananlara) göre insanın (eşref-i mahlûkat: Yaratılanların en şereflisi), başlıca görevi, ülküsel katlara ulaşma­ya çalışmaktır. Bu konuda tarikatlar pek çoktur… Ama hepsinde müride manevî yolculukta önderlik eden şey­he mürşîd (irşâd eden) denir… Aslı tekye olan ve Farsçada dayanmak, da­yanılacak yer anlamlarına gelen söz, tekyegâh diye de kullanılır. Derviş (Farsça yoksul anlamında: tasavvuf ehli, varlıktan geçmeyi şiar edindikle­rinden bu adla anılırlar) denen tasav­vuf ehlinin toplandıkları, zikrettikleri, kendilerince kararlaşmış töreyi yerine getirdikleri yapı ve müştemilatına bu­nun için tekke denir. Dergâh, hânikah, zâviye can ve mal güvenliğinin, kalmadığı, Anadolu halkının umarsız­lıktan ne yapacağını şaşırdığı 13. yüz­yılda dinsel inançların yanı sıra tasav­vuf felsefesini yayan düşünürler halka sığınacak yerler sağlamış olurlar. Böy­lece bir eylem, yaşama ve bilgelik de­ğeri taşıyan tasavvuf; daha iyi insan olmanın yollarım, ruh dirliğini sağla­malım gereğini, daha yüksek bir insan­lık düzeyine eriştikten sonra dünyaya dönüşü aşılayan ilkeleriyle toplumun gereksinimlerine cevap verir.

Ortaçağ karanlığı içinde tasavvuf fel­sefesinin yarattığı ışığın, Avrupa’da Rönesans la başlayıp gelişecek olan in­sancılık (hümanizm) görüşüne vakitli bir başlangıç olduğu ortadadır. Türkçe yazmadığı için yerindiğimiz Mevlâna’ nın yanı sıra Anadolu halkının sevgi, eşitlik, haksayar bir düzen, insan de­ğerliliği, mutluluk, kardeşlik gereksi­nimlerine cevap veren Yunus Emre, bu yüzden bir hümanizm müjdecisi olarak anılmakta, tasavvuf ürünlerine de aynı değerle yeniden bakılmaktadır

Böylece tasavvuf, gerek Divan gerekse Halk edebiyatımıza yansıyan güçlü bir felsefe sistemi olmuş, edebiyatımıza etkili bir çığır açmıştır. Bu görüşe bağ­lananlar için ilk akla gelenler: Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bay- ram-ı Veli, Sultan Veled, Ahmet Yesevî, Aşık Paşa, Nesimî, Kaygusuz Abdal, Eşrefoğlu Rumî, Fuzulî, Hayatî, Usûlî, Niyaz-i Mısrî, Pir Sul­tan Abdal, Şeyyad Hamza Şeyh Galip, Esrar Dede…

kaynak:Alfabetik Okul Ansiklopedisi -GÖRSEL YAYINLAR 1998